ADIYAMAN
Salı, 14 Ekim 2008
Turkmedya.com Google 
Anasayfa |  Sitene Ekle |  Üye Girişi |  Künye | İletişim  
Adıyaman Ana Sayfa
İLÇELER
KATEGORİLER
Anasayfa
Belediyeler
Çevre
Eğitim
Ekonomi
İş-Kariyer
KOBİ
Kültür/Sanat
Magazin
Medya
Polis/Adliye
Röportaj
Sağlık
Şirketler
Siyasi Partiler
Spor
Yaşam

Almanya
Hollanda
Fransa
Kıbrıs
Ülke Seçiniz
Add to Google
Add to Google
Aksi takdirde kaos kaçınılmaz olur
Yazı boyutu            
AKP 22. Dönem Adıyaman Milletvekili A.Faruk Ünsal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP’nin Kapatma Davası İddianamesinde şahsı ile iddialara cevap verdi.

AKP 22. Dönem Adıyaman Milletvekili A.Faruk Ünsal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP’nin Kapatma Davası İddianamesinde şahsı ile iddialara cevap verdi. Ünsal İddianamede “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın, SP Hz.2008/1 sayı ve 14/03/2008 tarihli iddianamesi ile AK Partisi’nin “laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği” iddiasında bulunarak Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açması, taraf olan ve olmayanlarca değişik değerlendirmelere konu olmuştur.

Karşılıklı kontrol ve denge ilkesini esas alan ve güç birikiminin bir elde toplanmasına karşı teminat olan “yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin ayrılığı” prensibi, insanoğlunun, dev bir güç olan “devlet erkini ehlileştirmek ve keyfilikten uzaklaştırmak” için bulduğu “hukuk devleti” yapılanmasının esasıdır. Bu yapı içerisinde belki de en kilit görev, hakemlik yetkisini kullanan “yargı kuvveti”ndedir. İhtilafların medenice çözümü, her türlü yarışın eşit ve adil koşullarda geçmesi ve sonuca rıza, tarafsız hakemlik müessesesi var ise mümkün olabilir. Aksi taktirde kaos kaçınılmaz olur.

Adaletli yargısal faaliyetin oluşabilmesi, kaçınılmaz olarak yargının üç temel ayağı olan; “iddia, savunma ve tarafsız hakemlik” kurumlarının iyi işlemesiyle mümkün olabilir. Bu cümleden olarak, adil yargılamanın vazgeçilmez unsurlarından olan “iddia” kurumunun çalışması, tıpkı “savunma” kurumunun çalışması gibidir. İddia kurumunun çalıştırıcıları olan savcıların işlerinin gereğini yapmaları, haklarında soruşturma açılanları incitse dahi duygusal ifadelerle ve “niyet okumalarla” kınanmamalıdır. Hangi makamı işgal ederse etsin, hangi sosyal veya ekonomik sınıfa mensup olursa olsun ve halk nazarında ne kadar destek ve itibarı olursa olsun hiçbir kimse ve yaptıkları hukuk denetiminden masun değildir. Tıpkı bunun gibi, siyasi partiler de ne %5 oy aldıkları için hukuk denetimini hak etmiş olmaktadırlar ne de % 47 oy aldıkları için hukuki denetime karşı masuniyetleri vardır.

Yargı’nın herkes ve her kurum nezdinde olabildiğince aynı meşruiyet ve saygı duygusunu uyandırması, sistemin sağlıklı ve çatışmasız çalışabilmesinin en önemli garantisidir. Vatandaşlar, ihtilafa düşmüş taraflar ve kurumlar açısından bu saygınlığı kurmanın bir yolu, yargının çalışmalarına tahammül etmektir.

Ne asker kökenli bir devlet başkanı veya üst düzey bir askeri yetkili hakkında iddianame hazırlayan bir savcı ihanet cephesinin yargıdaki adamı gibi değerlendirilmeyi hak eder, ne de sivil bir devlet başkanı, başbakan veya bir parti hakkında dava açan savcı “yüksek makamlara sızmış” biri olarak nitelendirilmeyi. Yargı kurumu açısından ise bu saygınlığı oluşturmanın önemli yollarından biri, savcıların iddianamelerini yazarken hukuki dikkat ve özeni göstermelerinden geçer. Her gün çeşitli TV kanallarında ve gazete haberlerinde, defalarca sıradan vatandaşlar tarafından söylenen ama yasal takibata konu olmayan sözlerin, dokunulmazlık verilerek düşüncelerini daha özgürce ifade etmeleri sağlanan milletvekilleri, bakanlar veya başbakanlar tarafından söylenince suça dönüşüp hak kaybına sebep gibi gösterilmesinin, hukuk devletinin “aynı suça aynı ceza” ilkesiyle taban tabana çelişmekte olduğu unutulmamalıdır. Hal böyle olunca, aslında dokunulmazlık verilmek suretiyle ifade özgürlüğü bakımından imtiyazlı kılınarak kayrılan milletvekilleri acaba ceza imtiyazına sahip kişilere dönüştürülmüş olmuyorlar mı? “Hukuk devleti”nin kişiye veya makama özel suç tanımlamadığı hatırda tutulmalıdır.

“Hukuk devleti”nin “yargıç devleti”ne dönüşmemesi ise, gerek savcılık gerekse hakimlik kurumunun evrensel vicdan ve adalet ölçeğine uygun hukuki özeni en üstte tutmalarına bağlı olacaktır. Yargı kurumunun saygınlığını sağlamanın belki de en önemli yolu ise, yargı bürokrasisinin, hakemliğin kaçınılmaz gereği olan, başka kuvvetlerden etkilendiği izlenim ve algısından kaçınmasıdır. Savcı Kayasu ve Savcı Sarıkaya’ya dönük tasarruflar, “hakem kurum” intibaını kamuoyu nezdinde maalesef ziyadesiyle zedelemiştir. Kısaca söylemek gerekirse, yargı hakkındaki vatandaş kanaati büyük ölçüde yargının yapıp etmeleriyle oluşmaktadır veya oluşacaktır.

İddianamede suç olarak görülen ve şahsıma isnad edilen cümleler bir gazeteden, söylediklerimin esasına uygun olarak yapılmış olan alıntıdır. Ve ayniyle aşağıdaki gibidir:

Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal’ın; “Eğer hükümet türban yasağını savunduysa bunun demokratik gerekçeye sığınarak yapılmasını doğru bulmam. Biz demokratiksek, o zaman Avrupa ülkeleri teokratiktir. Hükümet keşke farklı savunma yapsaydı. Avrupa'da bazı liselerde yasak var, üniversitede yok. Keşke hükümet, 'Bizde alternatif eğitim kurumları yok' deseydi.,

Söz konusu alıntı, söylediklerimi öz itibariyle anlatan ve dolayısıyla maksadımı ifade eden ve bugün de aynısını düşündüğüm ve inandığım şeylerin hülasasıdır. Doğaldır ki, eğer söyledikleriniz bir röportajdan alınmamış ise, gazetede size dayandırılan sözler, haberi yapanın sizden demeç olarak aldığı uzunca bir konuşmanın, gazetesindeki yer kısıtı dolayısıyla kendine göre çıkarılmış özetinden ibaret olacaktır. Seçilmiş sorumlu bir milletvekili dikkati ve nezaketi içinde ve hiçbir şiddet ve hakaret unsuru içermeden ifade edilmiş olan düşüncelerim, aşağıda evveliyatı kısaca hikaye edilmiş olan bir söyleşinin muhabir tarafından hülasa edilmiş halidir:

Leyla Şahin’in AİHM’de Türkiye aleyhine açmış olduğu malum davada savunması istenilen AK Parti Hükümeti’nin Mahkeme’ye göndermiş olduğu ve özetle “başörtüsü yasağının demokrasi, insan hakları ve laiklik açısından doğru olduğu”nu anlatan savunması hakkında görüşlerimi soran gazetecilere, Hükümetin söz konusu savunmasına katılmadığımı ifade ettim.

“Avrupa’nın hiçbir ülkesinin hiçbir üniversitesinde başörtüsü yasağı yoktur. Öğrencilere dönük başörtüsü yasağı, sadece birtakım Avrupa ülkelerinin ilk ve orta öğrenim düzeyinde uygulanmaktadır. Yasakçı ülkeler söz konusu yasağı ise yalnız devlete ait ilk ve orta öğrenim okullarında


Cep Telefonu
ADIYAMAN
Programı...
» ADIYAMAN ile ilgili
önemli telefon ve
bilgiler...
» ADIYAMAN firmaları...
» Cebinize Ücretsiz Yükleyin...
» Sizde programa bilgilerinizi girin
Bilgi ve yüklemek için tıklayın  
uygulamakta ama üniversitelere karışmamaktadırlar. Söz konusu ülkeler, devlet liselerindeki yasak uygulamasını, ‘laik bir devletin resmi okuluna gidenler, seküler eğitim almayı kabul ederek bu kurumlara gelmişlerdir, o halde seküler uygulamadan rahatsız olmamaları gerekir’ diye savunmakta ve dini kıyafetle okumak isteyenlere resmi olmayan yani özel okullara gitme imkanı tanımaktadırlar Yani başörtülüleri eğitim sistemi dışına itmemişlerdir. Avrupa uygulaması, başörtüsü olayını, reşit kabul edilen insanlar (üniversite öğrencileri) için ifade özgürlüğü kapsamında ele almaktadır. Eğer bu Hükumet açısından Avrupa bir medeniyet örneği ise, tıpkı oradaki bazı uygulamalarda olduğu gibi, hem liselerde başörtüsü ile okumayı mümkün kılan özel eğitim kurumlarına izin vermeli hem de üniversitelerde yasağı kaldırılmalıdır.

Hükümet’in Mahkeme’ye sunduğu savunmada öne sürdüğü laiklik ve demokrasi mantığı açısından değerlendirilecek olursa, eğer Türkiye demokratik ise o zaman Avrupa demokratik değil teokratik olmaktadır, zira başörtüsü ile eğitime imkan vermektedir…” dedim.

Yukarıda detayı anlatılan söyleşi, Aristo mantığı vasıtasıyla, AK Parti Hükümeti’nin söz konusu yasağı laikliğe ve demokrasiye uygun bulduğunu ifade eden savunmasının eksiklerini ve çelişkilerini ortaya koymaktadır. Bu söyleşide, takdir edileceği gibi, düşünce ve ifade özgürlüğünün istisnası kabul edilen hakaret, küfür, tehdit ve şiddeti öven veya ima eden en ufak bir işaret bile yoktur. Gazeteciler, TV programcıları veya sıradan vatandaşlar benzer kanaatlerini her gün özgürce ifade edebiliyor iken, düşüncelerini daha özgürce ifade etsin diye dokunulmazlık zırhı giydirilen bir milletvekilinin bunu yapamaması, “vekalet” sisteminin ruhuna aykırı değil midir? Bir ayet metni veya yorumu referans gösterilerek, “okullarda herkesin başını örtmesine ilişkin düzenleme yapılmalıdır” denilmiş olsa idi, bu söylem belki laikliğin resmi tanımına aykırı bulunabilirdi. Burada, ne dini bir referansla herkesin zorunlu olarak başını örtmesi gerektiği söylenilmiş ne de bir başka dini referans ile herkesin başını açması gerektiği söylenilmiştir.

Dikkat edilirse burada hak ve özgürlük talebi, sadece “isteyen örtsün istemeyen örtmesin, kimse kimseyi bir giyim tarzına mecbur tutmasın” gibi tamamen seküler bir argümana dayandırılmıştır. Seküler argümanların, birilerinin istemediği çıkarımlara yol açıyor diye laiklik karşıtı gibi gösterilmeleri ne kadar ikna edici kabul edilebilir? Oysa bu ülkede, siyasi parti grup toplantılarında, başörtüsü konusundaki bir ayetin metnini okuyup, “bu emrin belirli bir döneme ait olduğunu, bugün için buna gerek olmadığını” söyleyip çeşitli fıkıh kitaplarından da deliller getirerek aynı ayetin yorumunu yapanlar ve “başı açık” olmak gerektiğini söyleyenler, acaba kanuni düzenlemeleri veya bürokrasinin uygulamalarını dini gerekçeye dayandırmış ve dolayısıyla laikliğe aykırı davranmış olmakta değiller midir? Böylesi partiler hakkında harekete geçmeyen savcılar, laiklik konusundaki kendi mantıkları açısından bakılınca tutarlı mı olmaktadırlar?

Kaldı ki, küfür, hakaret ve tehdit içermiyor ve şiddete davetiye çıkarmıyor ise her türlü düşüncenin ifade edilmesinin, hele de milletvekilleri tarafından ifade edilmesinin önündeki tüm engellerin kaldırılması gereğine inancımı bir kez ifade etmek isterim. “ dedi.

ADIYAMAN Türkmedya.com TEMSİLCİSİ Olmak için Lütfen Tıklayın »


HABERİ ARKADAŞINA GÖNDER
Haberi Yazdır
Arkadaşının Mail Adresi YORUMLAR
Yorum Ekle Tüm Yorumlar



DİĞER RÖPORTAJ HABERLERİ
Aksi takdirde kaos kaçınılmaz olur


ADIYAMAN İŞ İLANLARI
 
  ADIYAMAN ilinde; 7 Firma Eleman, 5.327 Aday İş Arıyor   Sitede    Sitede Değil 
 • İş Ara , İş Bul     • Tüm ADIYAMAN İlanları     • Eleman Ara     • İlan Yayınla • Sitene Ekle 

2.920.549  ÜYE  
Email:
Şifre:
ÜYE OL  |  Şifremi Unuttum

ADIYAMAN
Temsilcisi
Mehmet cihan AKBİLEK
Mesaj Gönder
      

ADIYAMAN
Oy felekee
Adıyaman sıırı
İste bır adıyaman sır
Ayrılık oldu bu gün c
Tümünü Göster (41) 

İlk-Orta-Lise-Üniversite
OKUL ARKADAŞINI BUL
  İl Seçiniz
  İlçe Seçiniz
  Okul Seçiniz

Soy Adınızı Yazarak
SOYAĞACINIZI BULUN
  Soy Adınızı Yazınız

BelediyeMeydani.Com Bir İnternet Holding A.Ş. İştirakidir. © Copyright 1996 - 2008