|
YÜNCÜLER KÖYÜ GENÇLİK KOMİTESİ YÜNCÜLER VE DOKUMACILAR KÖYÜ VADİSİ, REG ve HES PROJELERİ İLEİLGİ BASİN İBLDİRİSİ YAYINLAYARAK BU PROJELERE KARŞI OLDUKLARINI BELİRTTİLER
Dünyanın en güzel ve önemli vadisi olan Yüncüler ve Dokumacılar köyü vadisi ve kolları bu güzelliğini, bu yeşilliğini, binlerce tür bitki ve canlı türü barındırmasını yüzyıllardır gürül gürül akan derelerine borçludur. Yeşilin her tonunun nakış gibi işlendiği binlerce tür bitki ve canlıların bulunduğu, yüzyıllardır akan dereleri ile bir dünya cenneti olan Dokumacılar ve Yüncüler köyü küresel ısınma tartışmalarının yaşandığı bu günlerde yapılacak baraj ve regilatör çalışmaları gibi olumsuzluklar yöreye telafisi imkânsız darbeler vuracaktır.
Bundan dolayı biz Yüncüler köyü gençliği olarak bu projelerin hayata geçirilmesine karşıyız ve yapılaması için yasal haklarımızı arayacağız. istememe nedenlerimiz aşağıda detayli bir şekılde açıklanmıştır.
Fırtına vadisi doğal koruma alanı ilan edilerek ve Danıştay kararıyla bu tür REG ve HES projelerinden kurtarılmıştır. Fırtına vadisi ile eş değer olan hatta barındırdığı bitki ve canlı varlığı açısından daha zengin olan Yüncüler ve Dokumacılar köyüvadisi üzerinde neden 2 adet REG ve HES yapılmak istenmektedir?
Yüncüler ve Dokumacılar köyü vadisi üzerinde DSİ tarafından EPDK çatısı altında Su Kullanım Hakkı Kanunu çerçevesinde su rejimini değiştirerek bir dizi Regülatör ve Hidroelektrik santralı yapılması planlanmaktadır. Vadimiz üzerinde hiçbir bilimsel araştırma ve havza planlaması yapılmadan Yüncüler ve Dokumacılar köyü HES projeleri bulunmaktadır. Tüm bu yatırımlar bölgenin ekolojik yapısını ve sosyal yapısını altüst etmeye hazırdır. Vadimizi baştan aşağı dolduracak olan 2 adet REG ve HES projeleri derelerin kurumasına sebep olacak ve yemyeşil olan bitki örtümüzü de aşağıdan yukarıya doğru sarartmaya başlatacaktır. Suyun ekolojik, sosyal ve kültürel yapının temeli olduğu bu bölgede derenin rejiminin değiştirilmesi Yüncüler köyü gençliği tarafından kesinlikle kabul edilmemektedir.
Bu tür santral projeleri istihdam sağlamadığı için vadi çevresindeki köylerde yaşayan insanlara en ufak bir katkısı da olmayacaktır. Bilakis sağlığa, çevreye, canlılara zararlı ve yörenin turizmini baltalayarak insanların gelecek yıllardaki gelirlerini de ellerinden alacaktır. Kısacası bu 2 adet REG ve HES’in ne ülkemize ne de bölgemize ciddi bir katkısı olmayacaktır. Vadide üretilecek elektrik enerjisinin Türkiye toplam elektrik üretimine oranı 0,00025 değerindedir. Dolayısı ile bu vadide üretilecek enerji Ülkemizin enerji ihtiyacını gidermeyeceği gibi enerji ihtiyacını da karşılayamayacaktır. Elektrik enerjisi üretmenin alternatifleri vardır fakat ikinci bir yüncüler köyü ve dokumacılar köyü vadisi yoktur.
Biz vadimizin ve yöremizin turizm yatırımlarıyla kalkınacağına inanmaktayız. Turizm gelirlerinin ülke ekonomisine katkısı gelecek on yılda santrallerden kat kat daha fazla olacağı kesindir.
Vadimizde yapımı planlanan 2 adet REG ve HES’in olası zararları üzerinde maddeler halinde durulması gerekirse şu hususları göz önüne almamız gerekir
a-) Dere yatağının kuruma olasılığının bulunup bulunmadığı, Dere yatağındaki sucul yaşamın olumsuz olarak etkilenip etkilenmeyeceği ve Dereye bırakılması planlanan suyun akarsudaki mevcut ekolojik dengenin ve canlı yaşamın devamı için gerekli ve yeterli olup olmadığı;
Vadimizde planlanan 2 adet REG ve HES’in 14 km olan dere yatağını baştan aşağı kurutacağı kesindir. Doğu Karadeniz’de kurulması planlanan REG ve HES’ler için şirketlerin dere yatağına bırakmak istedikleri saniyedeki minimum su seviyesini belirlemek için tercih ettikleri metot 7Q10 olarak isimlendirilmektedir. Bu metoda göre periyodik olarak her on senede bir 7 günlük en düşük seviyede akan su miktarının veya kuraklık dönemindeki en düşük 7 günün ortalaması alınmaktadır. Ancak bu metot canlı yaşamın devam edebilmesi için dere (nehir) yatağına bırakılması gereken su miktarının hesaplanmasında kullanılan bir yöntem değildir. Bu yöntem, akışı istatistiksel olarak tespit ederken nehirdeki su kalitesini belli bir seviyenin üstünde tutabilmek için bırakılması gereken su miktarını araştırır. Bu nedenle de sıklıkla istismar edilmiştir.
ABD de sağlık mühendisleri lağım atıklarını düzenlemek için 7Q10 metodunu geliştirmişlerdir. Bu nedenle yalnız ve yalnız atık suların nehirlere akıtılmasında izlenecek yol için kullanılmaktadır. Bu metot ile nehirlerdeki canlı su yaşamının muhafazası arasında hiçbir ilişki yoktur. Çoğu nehir ve ırmak için bu metodun önerdiği minimum su miktarı %10’nun altında olup mevcut canlı yaşamın kısa sürede yok olmasına neden olacak bir miktardır bu. ABD ve Kanada’da en çok kullanılan metodun sahibi TENNAT’a göre kuraklık dönemi için kullanılan 7Q10 metodu uygulanırsa; Nehirdeki canlı yaşam kısa sürede yok olacaktır, nehir yatağının %50’si ve daha fazlası kuruyacaktır, bir çok balık türü için hayati olan yan kanallar tamamıyla kurutulacaktır, nehir kenarlarındaki flora yapısı zarara uğrayacaktır, nehir kenarlarında balığın gizlendiği alan olan mağaralar kaybolup kuruyacaktır, nehirde yeterli su bulunmayacağından balıklar yukarı doğru çıkmakta zorlanacaklardır, balıklar küçük göllerde yoğunlaşmaya başlayacağından yakalanmaları daha kolay olacak ve daha çok avlanacaktır, nehir suyunun sıcaklığı artacağından bazı balık türleri için bu artış fazla olacaktır. Buna dayanılarak önerilen su miktarı; doktorunuzun size en hasta olduğunuz günü hayatınızın sonuna kadar sıhhatli bir yaşam için önermesine benzemektedir. (Kaynak; Insterm Flows For Riverine Resource Stewardship-Revised Edition adlı kitabın 177.Sayfası)
Gelişmiş ülkelerdeki durum böyle ikin bizim vadimizde dere yatağına bırakılacak su miktarını belirlemede kullanılan yöntem göz önüne alındığında dere yatağının kuruyacağı ve canlı ve sucul yaşamın sona ereceği bir gerçektir.
ABD ve Kanada gibi gelişmiş ülkelerde Instream Flow Incremental Methodology (IFIM) ve Donalt TENNAT’ın geliştirdiği TENNAT metodudur. Tennat metodu Amerika, Kanada ve Avusturalyada nehirlere ne kadar su bırakılması konusunda en çok kullanılan bir yöntemdir. Tennat’a göre yıllık ortalama akımın %10’u dere yatağına bırakılırsa deredeki canlı yaşam çok kısa bir süre için yaşamlarını devam ettirebilirler. Nisan ile Eylül ayları arasında dere yatağına bırakılması gereken su miktarı Tennat’a göre Ekim Mart ayı arasında bırakılan su miktarından %20 daha fazla olmalıdır.
DSİ’nin raporlarına göre de derelerde yatağın kurumaması ve canlı yaşamın sürdürülebilmesi için dere yatağına bırakılması gereken minimum su miktarı yıllık ortalama debinin en az dörtte biri kadar olmalıdır.
Mevcut yöntem ve uygulamalarla Yüncüler ve Dokumacılar köyü vadisindeki bu 2 REG ve HES’ler yapılırsa dere yatağının kuruyacağı ve canlı yaşamın sona ereceği kesindir. Deredeki balık yaşamının devam etmeyeceğinin en güzel örneği mevcut HES in regülatör mansabı ile suyun dereye bırakıldığı yer arasındaki bölgede balık yaşamının artık sona aşikardır. Ancak Amerika, Kanada ve Avustralya gibi gelişmiş ülkelerdeki yöntemlerin vadimize uygulanması halinde dere yatağının kuruması ve canlı yaşamın devamı sağlanabilir.
b-) Derede balıkların yaşama ve üreme alanlarına olumsuz etkisinin olup olmayacağı;
Deredeki suyun derinliği, hızı, suyun sıcaklığı sudaki çözülmüş oksijen miktarı ve suyun temizliği uygun ise balıkların çoğunluğu yumurtalarını deredeki göllerin aşağısındaki dalgalı, pürüzlü yerlerde depo ederler. Dere yatağına bırakılan suyun 500 lt/sn düşmesi sebebi ile dere yatağındaki su çok azalacak, ince toprak sedimantasyonu derenin yatağına düştükten sonra balık yumurtlama alanlarını
|
|
battaniye gibi kaplayıp balık yumurtalarını öldürür. Çok ince siltli kumlar oksijen üreten bitkileri örter, balık besini böcekleri ortadan kaldırır. Toprak sedimantasyonu eğer dereden yeteri kadar su akmazsa derenin tabanını doldurur. Gölleri ve göllerin aşağısındaki dalgalı girintili çakılların bulunduğu yerleri kaplar ve böylece balığın yumurtladığı, beslendiği habitatı yaşanmaz bir hale getirir.
Mevcut yöntem uygulamalarla derede suyun azalması sonucu oluşacak kirlilik sebebi ile artık bu vadide alabalığın yaşaması ve üremesi imkansız hale gelecektir.
c-) Projenin orman ve orman altı bitki örtüsüne,tarım alanlarına, bölgede yaşayan insanlara ve hayvanlara zarar verip vermeyeceği;
Vadi bazında konuya bakıldığında dere yatağındaki suyun tünellere alınması vadideki buharlaşmayı azaltacak ve bu durum yağış rejiminden tutun bitki ve canlı türlerinin yok olmasına katkıda bulunacaktır. Bunlara ilgili muhakkak bilimsel bir araştırma yapılması gerekliliği ortadadır.
d-) Proje kapsamında kesilecek ağaçların heyelan ve erezyona yol açıp açmayacağı;
Vadimizde toprak tabakası yaklaşık 20-30 cm’dir. Tünel ve yolların açılması için binlerce ağaç kesilecek, tünellerin açılması için yapılacak binlerce patlatma ve tünel güzergahına ulaşmak için açılacak yollar yüzünden heyelanlar olacak ve erozyon kaçınılmaz hale gelecektir.
Doğu karadeniz dağlarında hakim olan yağış türü yamaç yağışlarıdır. Yani nemli hava kütlesinin yatay yönde hareket ederken dağ yamaçlarına çarparak yükselmesi ve soğuması sonucu oluşan yağışlardır. Vadideki suyun tünellere alınması sonucu buharlaşma minimuma inecek ve bir su fiskiyesi gibi ormanları ıslatan duman (çise) yok olacak ve bunun sonucunda yemyeşil olan bitki örtümüz sararmaya başlayacaktır. Akabinde yamaç yağışları azalacak fakat cephe yağışları (sıcak ve soğuk hava kütlelerinin karşılaşmalarında meydana gelen yağışlar) ağırlık kazanmaya başlayacaktır. Bu da sel ve su baskınlarının artmasına ve heyelanlara sebep olacaktır.
e-) Proje kapsamında ortaya çıkabilecek katı atık ve atık suların bölgenin flora ve faunasına zarar verip vermeyeceği;
Mahallelerin atık suları maalesef derelere akmaktadır ve bu durum gerçek bir vakıadır. Derenin mevcutta yüksek debide akması sonucu bu pislikler pek ortaya çıkmamakta ve çevreye de fazla zarar vermemektedir. Deremizden akan suyu azalttığımızda dere yatağına gübre atıkları da akacağından oluşacak yosunlaşma ve bataklık canlı yaşamı ve insan sağlığını ciddi anlamda tehlikeye sokacaktır.
f) Enerjinin taşınması için yapılacak enerji nakil hatları ve muhtemel zararları;
Hidroelektrik santrallerinde üretilecek elektriği taşımak için yapılacak yüksek gerilim hatları dar olan vaadimizde canlı yaşamı olumsuz etkileyecektir. Konu ile ilgili Nükleer Tıp ve Nükleer Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Cumali Aktolun, yüksek gerilim hatlarının yakın çevresine radyasyon yaydığını, bunun da kanser dahil bazı hastalıklara neden olduğunu belirtmiştir. Aktolun; yüksek voltaj tellerine olan kritik mesafe 600 metredir. Oturdukları ev, yüksek voltaj taşıyan havada asılı tellere 600 metre veya daha yakın olan çocuklarda lösemi ortaya çıkma olasılığı yüzde 70 daha fazla olduğunu belirtmiştir.
Ayrıca ada yaylamızın arka tarafında bulunan Sıskarlar da kayak ve Helsk sporu yapılacak potansiyel mevcuttur. Kaçkar dağına zirve yürüyüşü ve Rize’nin Ayder yaylasına geçiş mümkündür.
Eşsiz güzelliğimizin en önemli unsuru olan derelerimiz elektrik enerjisi üreteceğiz diye yanlış projelerle yok edilmeye çalışılmaktadır. Devlet büyüklerimizden ve yetkililerimizden kurumlar arası bu çelişkiyi ortadan kaldırıp bu yanlış projeleri durdurmalarını talep ediyoruz. Yüncüler köyü gençliği ve Sivil Toplum Kuruluşları bu santrallerin yapılmasına karşı duruşunu ve hukuki mücadelesini sonuna kadar sürdüreceği kesindir.
Amerika’nın Nebraska eyaletinde senatörlük yapan bir şahıs diyor ki; “aşağıya doğru akan dereler bizlere yaratıcı tarafından verilmiştir. Herhangi bir özel gruba veya bir kimseye ait değillerdir. Bu dere ve nehirler halka ait olup ve halkın çıkarları için kullanılmalı ve yönetilmelidirler. Dereler hiçbir zaman boşa akmıyor”
ARTVİN Türkmedya.com TEMSİLCİSİ Olmak için Lütfen Tıklayın »
|