www.Turkmedya.com
Çarşamba, 16 Nisan 2014
Turkmedya.com Google 
Anasayfa |  Sitene Ekle |  Üye Girişi |  Künye | İletişim  
İL PORTALLARI

Almanya
Hollanda
Fransa
Kıbrıs
Ülke Seçiniz

Add to Google
Add to Google
Rıza ZELYUT  -  Akşam
riza.zelyut@aksam.com.tr
Yazı boyutu            
Devlet eliyle zengin yaratmak için çevrilen dolaplar
Cumhuriyetten hemen sonraki yıllarda, özel teşebbüs yaratmak için değişik yollar kullanıldı. Bunlardan biri de devlet adına tekel (inhisar) oluşturmak; bu tekeli daha sonra özel teşebbüse devretmekti. Bu gelenek günümüzde devam ettiriliyor. AKŞAM Gazetesi’nin Doğan Holding’in POAŞ’ı alma hikayesini anlatması, aslında geleneksel bir sürecin aktarımı idi. Ama mahkeme kararı ile bu yayın durduruldu.

POAŞ’ta olduğu gibi, devlete ait bir tekeli özel kişilere aktararak zengin yaratma hikayesini Doğan Avcıoğlu, ‘Türkiye’nin Düzeni’ adlı kitabında ayrıntılı biçimde incelemiştir. Şimdi onun aktardığı böyle bir olayı takip edelim:

14 Nisan 1925 tarihli Limanlar Kanunu, Türkiye’deki limanların idare ve bakım zorunluluğunu, devlete yüklemektedir. Fakat devlet, sermayesini kısmen bütçeden sağlamak suretiyle, liman işleri için özel kişilerin katıldığı anonim şirketler kurmaya yetkilidir. Nitekim İstanbul ve İzmir gibi önemli limanlarda, devletin parasıyla dönen, fakat nüfuzlu özel kişiler çıkarına işleyen anonim şirketler kurulmuştur.

Ankara’nın zaferinden sonra, bazı yabancı vapur kumpanyaları, Rum acentelerini ‘yeni duruma intibak için’ Türk acenteleri ile değiştirmek niyetindedirler. Milli Türk Ticaret Birliği Başkanı Kâzım Ziya, arkadaşlarına bir şirket kurup acentelik işine atılmayı teklif etmiştir. Onlar acente olursa, başka Türkler de bu işe atılacak ve liman, Milli Türk Ticaret Birliği’nin istediği biçimde millileşecektir! Bu düşüncelerle, Kâzım Ziya, Ahmet Hamdi Başar, Cemal Hüsnü Taray ve ünlü ‘Chester’ işindeki aracılığı dolayısıyla ‘Chester’ lakabını alan ‘Chester Emin’, 10 bin lira sermaye ile ‘Bahri Muamelat Deniz İşleri T.A.Ş’yi kurmuşlardır. Şirkete Ticaret Vekili Ali Cenani Bey’in yakın akrabası Cevdet Bey’i de ortak etmeyi uygun bulmuşlardır.

KANUNLA ZENGİNLEŞTİRMEK

Ahmet Hamdi Başar grubu, limanın millileştirilmesinin, gemileri yükleme - boşaltma işinin tekel altına alınmasıyla sağlanabileceği inancındadır. Ticaret Vekaleti, grubun ısrarlı teşebbüsleri üzerine, bir Limanlar Kanunu hazırlar. Yukarıda sözünü ettiğimiz bu kanuna konan bir madde ile Hükümet, uygun gördüğü limanlarda, yükleme - boşaltma, gemilere su ve kömür verme, dalgıçlık ve tahlisiye işlerini, kurulacak şirketlere imtiyaz olarak verecektir. Kanun, sessiz sedasız Meclis’ten geçer. Bu sayede, vapur acenteliği yapmak için planlanan 10 bin lira sermayeli ‘Bahri Muamelat (Deniz İşleri) Şirketi’ne yeni ve mükemmel bir iş alanı açılmıştır.

Başar grubu derhal hükümete başvurup İstanbul Liman İnhisarı’nın Bahri Muamelat Şirketi’ne verilmesini ister. Ticaret Vekili Ali Cenani, hem Cemal Hüsnü Taray’ın hem de Chester Emin’in çok yakın arkadaşıdır. Durum, ümitlidir. Nitekim İzmir Liman İnhisarı da İsmet Paşa’nın güven ve arkadaşlığını kazanmış olan Dr. Hulusi Alataş’ın kurucuları arasında yer aldığı ‘İzmir Tahmil ve Tahlisiye Şirketi’ne verilmiştir. Mali güçten yoksun Tahmil ve Tahlisiye Şirketi’ne, Maliye 1 milyon lira yardım etmiş, bu sayede birkaç kişinin elinde bulunan şartlar yüksek bedellere satın alınarak İzmir Limanı millileştirilmiştir.

Fakat İzmir liman hizmetleri, İstanbul’a nazaran basittir. İstanbul’da işler çok daha karışıktır. Ahmet Hamdi Başar, durumu şöyle anlatmaktadır: “İstanbul’da dava muazzamdı. İzmir’e 1 milyon verilmişse, bize en azından 5 milyon verilmeliydi. Yani bu kadar bir sermaye lazımdı bu işi çevirmek için. Bizim ise topu topu 10 bin liramız vardı. Biraz kendimizi sıkıştırırsak, aramızda 20 bin lira toplayabilirdik. Bize Kazım Ziya cesaret veriyordu: Bir kere imtiyazı alalım, gereken parayı işe ortak yaparak, acentelerden bulabilirdik.

MİLLİ RUHLA PARA İÇ İÇE

Acentelerden para bulmak? Bunun lafını bile dinlemeye tahammülümüz yoktu. Biz İstanbul Limanı’nı millileştirmek için yola çıkmıştık. Bu, milli bir dava idi. Hükümetten başka hiçbir yerden para alamazdık. Bizim müracaatımızın hemen arkasından İstanbul Mavnacılar Cemiyeti de bir anonim şirket kurarak, tekele talip olmuştu. Koyduğumuz sermayeyi harcama pahasına sık sık Ankara’ya gidiyorduk. Mavnacılar Cemiyeti ve Şirketi Reisi Yakup Bey, işin sökmeyeceğini anlayınca, imtiyazı ortaklaşa almamız için bizimle anlaşmaya çalıştı.

Neticede, Bahri Muamelat ile Mavnacılar Şirketi’nin yanı sıra, Seyr-i Sefain, İş Bankası ve Sanayi ve Maadin Bankası’nın katılmasıyla, her ortak teşekkülün 100’er bin lira koyduğu 500 bin lira sermayeli İstanbul Liman İşleri İnhisarı T.A.Ş. kurulur. O zamanlar taahhüt edilen sermayenin belli bir miktarını ödemek zorunluluğu yoktu. Nitekim başlangıçta, yalnız İş Bankası ile Bahri Muamelat 10’ar bin lira ödemiş bulunmaktaydı. Şirketin elinde ancak bu 20 bin lira vardı. 15 kişilik idare heyetine; Hükümetin isteği üzerine; Bahri Muamelat Şirketi’nin dört kurucusu seçilmiş ve Ahmet Hamdi Başar, Genel Müdürlüğe getirilmiştir. İdare meclisinde Saraçoğlu, Dr. Fikret, Salih Bozok gibi nüfuzlu milletvekilleri de yer alacaktır.

HAVA ATILIYOR

17 Ağustos 1925’te imtiyazlı şirket kurulmuştur. Şirket, 1 Eylül 1925’te göreve başlayacaktır. Seyr-i Sefain (Deniz İşletmeleri) İdaresi’nden Karaköy’de köprübaşındaki acentesi kiralanmış ve büyük bir tabela asılmıştır ama şirketin hiçbir hazırlığı ve parası yoktur. Chester Emin Bey’in tavsiyesi ile ‘Galata piyasasının kurdu’ denilen Suat Karaosman, Genel Müdür Yardımcılığına getirilmiştir. Karaosman’ın ilk teklifi, hemen bir deniz motoru ile otomobil almak olmuştur. Karaosman, Genel Müdüre fikrini şu gerekçeyle kabul ettirmiştir: “Bunlarla kazanacağız... Deniz motoruna forsumuzu asacağız (koyu mavi zemin üzerine beyaz bir tek yıldızdan ibaret şirketin amblemini de yapmıştık). Ben denizde dolaşıp ava çıkacağım ve herkese liman şirketinin varlığını göstereceğim. Sen de forsumuzun dalgalandığı otomobile binerek kendini göstereceksin. Herkes bizi kuvvetli, güçlü sanmalıdır ki para kazanalım.”

Eldeki son paraları tenezzüh motoru ile Ford otomobile yatıran şirketin sermayesi, devletten elde ettiği imtiyazdır. Bu imtiyaz değerlendirilecektir.

HİZAYA GİRİN

İşe en kolayından, gemilere su verme işinden başlanmıştır. O zamanlar gemilere suyu, iki Rum ve bir Türk firması vermekteydi. Türk firması ile anlaşmaya varılmıştır. Firma, eskisi gibi gemilere su sağlamaya devam edecek, yalnız kanunen bu işi tekelinde tutan Liman Şirketi’ne yüzde 20 pay verecekti. Şirket, bu yoldan hiçbir külfet yüklenmeden, günde 100-150 lira gelir elde etmiştir.

Gemilere kömür yükleme işi, Kuruçeşme ve Ortaköy’de büyük kömür depoları bulunan Türk olmayan kişilerin elindedir. Genel Müdür, gemilere kömür yükleyen en büyük tüccar Kazez’i çağırıp onunla bir anlaşma imzalanmıştır. Kazez, eskisi gibi çalışacak ama Liman Şirketi yüzde 15 kâr payı alacaktır.

Bir de İstanbul Elektrik Şirketi’ne, Havagazı Şirketi’ne vapurlarıyla Zonguldak’tan kömür getiren Barzilay Benyamen vardır. Ondan da yeni bir gelir sağlanır.

Asıl tatlı ve kârlı iş, İstanbul’a mal getiren gemilerin boşaltılmasıydı. Malların boşaltılması ve mavnalarda muhafazası işleri de Liman Şirketi’nin ortağı Mavnacılar Şirketi’ne ihale edildi.

PARA BULUNUYOR

Şirket böylece, eski düzeni pek değiştirmeden işe başlamıştır. Gerçekten bir liman şirketi haline gelebilmesi, mavnalar satın alabilmesi için paraya ihtiyacı vardır. Ortakların hiçbiri taahhüt ettikleri parayı ödemeye yanaşmamaktadır. Maliye Vekaleti de müthiş para sıkıntısı içindedir. Yalnızca Maliye Bakanı Hasan Saka’dan bir tezkere sağlanır ve devlet üzerinden 100 bin lira elde edilir.

Liman Şirketi’nin kredi sağlayışının hikâyesi de ilgi çekicidir: Karadeniz Boğazı’nın her iki kıyısında kazaya uğrayan gemilerdeki insanları kurtarmak maksadıyla kurulu Tahlisiye İdaresi’nin birikmiş 150 bin lirası, yüzde 1,5 faizle Osmanlı Bankası’na yatmaktadır. Ticaret Vekili Ali Cenani Bey ise kendinin kurduğu Sanayi ve Maadin Bankası’na bu paranın aktarılmasını ister ve gelen paranın bir bölümü şirkete kredi olarak aktarılır.

Bundan sonra İstanbul liman işleri yöneticilerinin ‘prens hayatı’ başlar.

PAŞALAR İŞ KOVALADI

Devlet eliyle adam zengin etmenin yarattığı baskı, Ankara’nın iş takibi merkezi haline gelmesiyle sonuçlanacaktır. İşin içine emekli paşalar bile girmiştir. Bunlardan birinin Ankara’da dolaştığını gören Atatürk, “Bu adamın burada işi ne?” diye sormuş; onun iş takip ettiğini öğrenmiştir. İşin içine Atatürk’ü bile sokmak için Meclis’ten kanun geçirmeye, Atatürk’e yüksek miktarda para aktarmaya kalkışmışlar; Kemal Paşa bunu öğrenince küplere binmiş ve hazırlanan yasa taslağını eliyle yırtıp atmıştır.

Öyle ki bu zoraki özel teşebbüsçülük; özel teşebbüsü en ciddi biçimde savunan Fethi Okyar tarafından da şiddetle eleştirmiştir. Yeni kurulan Serbest Fırka’nın lideri Okyar, İzmir’de yaptığı bir konuşmada şöyle demişti: “Fırkamız (partimiz), tekeller kurarak halkın zararına ceplerini doldurmak isteyenlerin gayrimeşru hareketlerine karşıdır. Devlet hazinesi, Liman İşletmeleri tekelinin kurulması için fedakarlık etmiş olduğu halde, bu tekelden sağlanan fayda, tamamen özel kişilere terk edilmiştir.”

Devlet eliyle kişileri zengin etmenin tipik örneklerinden olan İstanbul, İzmir ve öteki liman şirketleri ne yazık ki başarılı hizmetler üretememişlerdir. Bu yüzden de 18 Haziran 1934 tarihinde çıkartılan yasa ile bu işletmeler devletleştirilecektir.


Turkmedya.Com Bir İnternet Holding A.Ş. İştirakidir. © Copyright 1996 - 2010