Bir arkadaşıma rastladım. Yüzü bir karış. Neredeyse iki gözü iki çeşme...
Neymiş? Bir lansman kokteyli verecek olmuş. Hem maliyetler sınırlı hem de mekânda ayakta duracak yer. Bu nedenle medya mensuplarına, isme özel davetiye yollamış. Kapıya da kontrol koydurmuş...
Ne var bunda? Hiçbir şey değil mi? Hayır var... Dünya Gazetesi bu tür etkinlikleri sayfalarında yayınlıyor... Yayınlamayacak mı? Tabii ki yayınlayacak. Görevi, iş dünyasını bilgilendirmek... Herkes bilgilenmesine bilgileniyor da, ‘otel fareleri’ denen, etkinliklere gelip bedava karnını doyuran, ayrılırken de ‘günün mana ve ehemmiyeti ile ilgili’ verilen armağanları kapışan takım da bilgileniyor o arada...
Ne var canım gelsinler... Gelsinler tabii... Davet sahibi maliyeti karşıladıktan sonra bir mahzuru yok... Geçenlerde arkadaşlar saymış, bunlardan 30 tane varmış bir toplantıda. Adam başı 60 Euro’dan yapar 1.800 Euro... Para davet sahibinin cebinden çıkıyor. Ona sorduktan ve onayını aldıktan sonra kimseyi ilgilendirmez. Gelsin farecikler...
Bir de hem fare hem e-şerefsiz olanlar var ki onların tadına doyum olmaz işte... Bunların “dandikten tayyare, selam gönderin bu yare” türünden web siteleri, ya da hepsi birer ‘özgürlük abidesi’(!) blogları ya da portalları var... E-şerefsizlikleri de yerlerinin yurtlarının belirsiz olmasından ve hayasızca yönelttikleri saldırılardan geliyor... Örneğin, bizim arkadaşın durumunda olduğu gibi bir toplantıya davet etmeyerek ya da içeriye almayarak, canlarını sıkmaya görün... Hemen insan taklidi yapmayı bir kenara bırakıp ısırmaya başlıyor, sütre gerisinden haince atış yapıp yalan-dolanla, en ağır hakaretlerle yükleniyorlar insana...
Dilerseniz savcılığa verin. Aylarca uğraşabilirsiniz. Sonunda bir şey de çıkmayabilir... İP numarası bulunacak da, iplik bir şekilde pazara çıkacak... Ölme eşeğim ölme...
Bizim arkadaş, adaletin geç çalıştığı yerlerde tercih edilebilecek yollar arayışına girmekte gecikmemiş... Özel dedektif vasıtasıyla e-şerefsizin yerini yurdunu tespit... Sonra da savcılık falan... “Aman” dedim “Sakın sen ‘infaza falan kalkışma. Başına iş alırsın durduk yerde...” Bir de şunu ekledim: “Bu tür sitelerin hiçbir inandırıcılığı, itibarı yok. Taşıyıcı güçleri yok bu e-şerefsiz ortamların... O yüzden analog medyadan kalan alışkanlıkla sinirlenmenin alemi yok...”
Tek ümidim, o kişinin yeri yurdu bulunana kadar geçecek birkaç gün içinde arkadaşımızın biraz olsun sakinleşmesinde...
Bakanı kürsüden indiren telefon...
Bertolt Brecht’in ‘sosyal jestüs’ dediği kavram insanları ‘okuma’ konusunda inanılmaz işe yarar. Örneğin Brecht der ki: “Birden fazla insan bir odaya girip oturduklarında kimin nereye oturduğuna bakarak insanlar arası gerginlikleri ve yakınlıkları çıkarmak mümkündür.”
Ben buna insanların nasıl yemek yediğini, nasıl telefonla konuştuğunu, nasıl giyindiğini, çocuklara, kadınlara ve yaşlılara nasıl davrandığını da eklerim. Bunların hepsi birer gösterge olabilir. Sayın Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in kürsüden konuşma yaparken başına gelenleri de Brecht’in bu ‘sosyal jestüs’ kuramı içinde değerlendirmekte yarar vardır.
Geçenlerde Şimşek, MÜSİAD Ekonomi Buluşmaları Toplantısı sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini cep telefonundan aradığı haberini almış. Konuşmasını keserek kürsüden inmiş. Telefon geldiği haberini alınca heyecanlandığı ve şaşırdığı gözlenen Şimşek ayrı bir odaya geçerek Başbakan Erdoğan ile birkaç dakika görüşmüş.
Şimdi siz buradan ne çıkarırsınız?
Ne çıkarırsanız çıkarın hepsinde haklısınız...
Helal olsun...
TİCARETİN ve paranın dini, imanı olmaz. Eğer oldurmaya çalışırsanız doğal bir segmentasyona gidersiniz. Hedef kitlenin ancak bir kısmını yakalayabilirsiniz. Günaha sokmayan diş macununu bekleyen akıbet de budur.
Malezya’dan ithal edilen Mü’min adlı anasonsuz, helal (!) diş macunu piyasaya sürülmüş. Marketlerde ve dini yayınevlerinde satılacakmış. Evlere de servisi varmış. Fatih Koç adlı girişimci, Malezya İslam Kalkınma Dairesi ve Malezya Müslüman Tüketiciler Birliği’nden helal sertifikası almış.