Clay Felker’in Türk medyasında fazla tanındığını sanmıyorum. Onu tanımadan, meslek yaşamını incelemeden ciddi anlamda gazeteci olabilmek mümkün değildir bence.
Hayli iddialı ve çoğunuza abartılı gelebilecek bir laf ettiğimin farkındayım ama gerekçelerimi anlatınca umarım siz de bana katılacaksınız. Felker’in ölüm haberi onun meslek yaşamını tekrar incelemek için vesile oldu. Zaten bildiklerimi ve yeni öğrendiklerimi ben de size anlatacağım bugün.
Felker, modern insanın yayıncılıktan neler beklediğini çok iyi anlamıştı. Bunu anlamış olduğundan modern dergiciliğin temelini atan her yeniliği o başlattı.
Ona göre modern insanın en çok merak ettiği konu; hayatta var olduğunu bilip ama fazla çözemediği güç oyunlarının kendisine anlatılmasıydı.
Bu güç oyunlarının çözümü iyi yapıldığında modern toplumun sosyal ve kültürel antropolojisini yapmak mümkün olabilirdi.
Bu işe girişmek için New York en uygun şehirdi. Çünkü New York, Washington (siyaset) Los Angeles (film endüstrisi) gibi tek güç oyunundan oluşan bir şehir değildi.
New York’ta finans, medya, reklam, kitap yayıncılığı, tiyatro, moda ve sanat dünyasının önemli oyuncuları bitip tükenmeyen bir güç oyunu içindeydiler.
Bu birbirine paralel güç oyunlarını iyi çözüp okuyucusuna aktarabilen yayıncılığın başarı şansı büyüktü.
Güç oyunları içinde dram, komedi, seks ve bolca dedikodu da vardı tabii ki...
Bu hayatları iyi yazıp sunan yayıncı tarihi de yazabilirdi.
Felker aynen bunu yaptı ve New York dergisini yarattı. Yazı kalitesi, grafikleri, tasarımı ile New York ‘modern’in tanımı haline geldi. ‘İhtiras’ın seksi bir spor olduğunu belirten Felker, ‘New cool’un ve trendy olması gerekenin tanımını dergisinde yaptı.
Ayrıca Village Voice dergisini de yönetmiş ve MS dergisinin ve Sports Illustrated dergisinin çıkarılmasına katkıda bulunmuş olan Felker, bugün tüm dünyada ‘glossy magazin’ diye bilinen magazinlerin taklit etmeye çalıştığı bakış açısını ve sunumun formulünü yazdı.
Bu bakış açısı ve sunum anlayışı sadece dergicilikle de sınırlı kalmadı. Gazetelerin habere bakışını da etkiledi. Bugün tabloid gazetelerin güçlü insanların yaşamını haber haline getiriş biçimleri Felker’den esinlenmiştir. New York tabloid gazetelerinin dedikodu sayfaları ve medya sayfaları Felker etkisiyle doludur.
Zamanında imkanım varken Felker’in üniversitede verdiği, ‘Dergi nasıl yapılır?’ dersine katılmadığım için şimdi çok pişmanım.
Biraz da sosyoloji gerekiyor
Hem New Yorker hem de New York dergisinin dünyası Manhattan adasından ibaretti. Hatta New Yorker, bu bakış açısıyla dalgasını geçen Manhattan adasının bittiği sınırdan ötesini çöl ve dağlardan ibaret olarak gösteren çizgiyle bir kapak da yaptı.
New York dergisinin dünyası da Manhattan’la sınırlıydı. Bu bakış açıları bilinçli bir tercih sonucuydu. Ancak aralarında önemli bir fark vardı. New Yorker dergisi daha çok, ‘eski para’ olarak adlandırılabilecek sosyal sınıflara yakın hissediyordu kendisini. New York ise tam anlamıyla ‘yeni para’nın dergisiydi.
New Yorker, insanların baloya gider gibi hazırlanarak arada bir yemeğe çıktıkları bir dünyaya aitti.
New York ise her gece yüzlerce restoran arasında seçim yaparak, rutin olarak dışarda yiyip, değerlendirmeler yapan bir kuşağa yakın duruyordu.
Dergide bu nedenle yemek ve lokanta değerlendirmesine büyük önem verildi.
New Yorker dergisi Manhattan adasının ‘Upper west side’ına yakın hissediyordu kendisini. New York ise ‘Upper east side’ın hissiyatına uygundu.
West side’da ihtiyarlamaya başlayan eski zenginler oturur. Doğu tarafında ise yeni para kazanmaya başlayanlar vardır.
İşte bu nedenden dolayı Tom Wolfe’nin New York’ta yayınlanan ‘Radical chic’ başlıklı yazısı da eski zenginlere bir darbeydi.
O yazıda Leonard Bernstein’ın ‘Upper west side’daki evinde kara panterlere yardım için verdiği parti anlatılarak eski zenginlerin göstermelik radikal duyarlılıklarıyla alay ediliyordu.
Sonunda Manhattan, medyadan, reklam dünyasından yükselen değerleri temsil eden insanlar hakkında dedikodular ile çalkalanmaya başladı. Onlar nerede yerse orası meşhur ve ‘in’ oldu. Oralarda çalışan şefler de bir anda meşhur.
Yani bugünkü Manhattan yaratıldı ve yeni Manhattan’ın dergisi de New York oldu.
Yarışı kaybetmeye başladığını gören New Yorker dergisi, William Shawn’dan sonra editör olarak Vanity Fair’in editörü Tina Brown’ı derginin başına getirdi.
Onun dergiye çok ihtiyacı olan popüler kültür ayarını vereceği düşünülmüştü.
O bunu yaptı da ama dozu fazla geldi. New Yorker yine sarsıldı.
Bu arada New York bildiği yolda emin adımlarla yürüyordu.
Unutulmaz bir medya savaşı
New York ile New Yorker arasındaki savaş, Tom Wolfe’un efsanevi yazısıyla başladı: Minnacık mumyalar...
New York yayına başladıktan bir süre sonra Felker dergisini sıkıcı bulmaya başlamıştı. Bir gece bir barda yazar Tom Wolfe ile karşılaştı. Sorunu ona açtı ve medya tarihinin en büyük kavgalarından bir tanesini başlattı.
Kafası hınzır yazı taslakları ile dolu olan Tom Wolfe ona ‘Neden New Yorker dergisine saldırmıyorsun?’ dedi. New Yorker dergisi büyük saygınlığı olan ve deyim yerindeyse güçlü insanların taptığı bir dergiydi. Başında da William Shawn adlı bir efsanevi editör vardı.
Shawn artık hastalıklı derecede olmaya başlayan titizliğe sahip ve sosyal yaşamı olmayan bir editördü. Güçlü insanların kendilerinden gördükleri bir editördü.
Tom Wolfe’nin yazı teklifi medya çevrelerinde günah kavramına en çok yaklaşan bir öneriydi.
Neyse, Felker bu tür bir yazının New York dergisine büyük bir tanıtım vesilesi olacağını gördü ve Tom Wolfe’ye yazıyı yazmasını söyledi.
Tom Wolfe bir süre sonra yazıyı basılmak üzere teslim etti. Başlığı ‘Tiny mummies, the true story of the ruler of 43rd street’s land of the walking dead’di. (Minnacık mumyalar- 43’üncü caddenin zombiler ülkesinin yöneticisinin gerçek hikayesi).
Merkezi 43’üncü caddede olan New Yorker dergisinde çalışanlar zombiler olarak nitelendiriliyor ve minnacık mumyalara benzetiliyordu. Yöneticileri ise baş minnacık mumya olan William Shawn’dı tabii ki.
Tom Wolfe bu yazısında çok ilginç bir teknik kullanmıştı. Dergideki havanın baskıcılığını ve sıkıcılığını tam anlatabilmek için yazısını bilinçli olarak sıkıcı bir üslupla yazmıştı. Muhteşem bir yazıydı ve yazarını da bir anda meşhur etti.
Tom Wolfe efsanesi böyle doğdu.
Wolfe daha sonra Haziran 1970 sayısında meşhur ‘Radical chic’ yazısını da New York dergisinde yazdı. Bir diğer efsane de bu yazıydı.
Temelde bir mizah yazısı olmasına ve New Yorker da mizah yazılarına verdiği önemle tanınmasına rağmen William Shawn yazıyı piyasaya çıkmadan önce görünce küplere bindi. Baskıyı durdurmak için elinden geleni yaptı. Felker’e sinirli bir mektup döşendi.
Felker de fırsatı kaçırmadı ve mektubu büyük gazetelerin medya bölümlerine anında gönderdi.
Ortalık birbirine girmişti. O günden itibaren New York dergisi tiraj tırmanışına başladı. Bu yazının olduğu derginin kapağında New Yorker dergisinin meşhur tipinin mumya halinde çizilmiş hali vardı
WEB'den
New York dergisinin internet sitesi benim bugüne kadar gördüğüm en kullanıcı dostu (User friendly) adres. Site çok da iyi tasarlanmış. www.nymag.com
GÜNÜN SÖZÜ
TanrI’nIn para hakkındaki düşüncelerini merak ediyorsanız onun para verdiği insanları incelemeniz yeterli olabilir.