Kritik, bunalımlı, sıkıntılı günlerden geçiyoruz. Biliyorum, ‘Burası Türkiye, ne zaman bunalımdan kurtulduk ki?’ diyeceksiniz. Ama bu kez yanlış sollama yapmış iki kamyon gibi karşı karşıya tokuşmamıza ramak kaldı sanki. Çarpışmadan kaçınmamız mümkün tabii. Herkes bunu isterse ve sorumlu davranırsa.
Askerler de dahil olmak üzere kimsenin 12 Eylül’e veya 12 Mart’a geri dönmek isteyeceğini sanmıyorum. Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ, “Hepimiz, altını çiziyorum hepimiz,
bu zor dönemde, daha sağduyulu, daha soğukkanlı, daha dikkatli ve daha sorumlu davranmak mecburiyetindeyiz. Burada medyamıza da her zaman olduğu gibi büyük bir görev ve sorumluluk düşmektedir” dediği zaman durumun ciddiyetini ortaya koyuyordu. Yalnız basını ve siyasetçileri değil, sanırım silah arkadaşlarının da dikkatini çekiyordu.
Adliyeye intikal etmiş bir olay üzerinde yönlendirici yorum yapmak elbette yanlış bir şey. Fakat güdeme bomba gibi düşen ve bütün dünyanın ilgisini çeken bir olayı tümüyle görmezlikten gelmek de mümkün değil.
İş dönüp dolaşıp, gerçekten bazı emekli subayların darbe yapmak için örgüt kurup kurmadıkları noktasında düğümlenmektedir. Bunu, kanıtlar ortaya döküldükçe göreceğiz. Şimdiden kanaat belirtmenin bir gereği ve yararı yok.
Bu olayın başından beri kafamı kurcalayan bir şey var: Şimdiye kadar çok darbe ve darbe girişimi gördük. Ama bunlardan hiçbirisi emekli subaylar tarafından yapılmamıştı. Oysa Ergenekon olayına bakıyorum, hemen hepsi emekli olmuş subaylardan oluşan bir grup darbe sanığı.
Allah Allah, artık darbecilik emeklilikteki boş zaman faaliyetlerinden birisi mi oldu, diye kendi kendime sormadan edemiyorum. Neyse bunun da cevabını duruşmalar sırasında öğreniriz herhalde.
Askeri darbe, geri kalmışlığın bir göstergesidir. Şimdiye kadar hiçbir gelişmiş ülkede başarılı bir askeri darbe gerçekleşmedi. Fransa’nın Cezayir ordusu 1958’de bir darbeye niyetlendi, fakat General DeGaulle’ü aşamadı. İspanya’da Basklılara verilen hakları protesto eden, parlamentoyu basan subaylar oldu, ama darbe filan olmadı. İngiltere, 1650’lerdeki Cromwell yönetimi dışında askeri bir yönetim altında bulunmadı.
Bunca demokratikleşme çabasından ve deneyimden sonra dönüp dolaşıp gene askeri darbe olasılığından söz ediyor olmamız utanılacak bir şey!
Umarım gerçek değildir, dava aklanmayla sonuçlanır.
İsmet Berkan dünkü yazısını şöyle bitiriyordu: “Bana göre, darbeye teşebbüs artık soruşturulmama ve ceza almama garantisi içeren bir suç olmaktan çıktı dün itibarıyla. Yani, Ergenekon davasının sonucu ne olursa olsun, soruşturmanın kendisi bile Türkiye’nin demokratik standartlarını şimdiden yükseltti, bir sessiz devrim daha yaşadık.” Hasan Celal Güzel de köşesinde aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyordu.
Bence bekleyip görmekte yarar var. |